Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.03.2009

"Nazım'ın Küba Seyahati" Belgeseli

Bugün Nazım Hikmet’in pek bilinmeyen 1961 yılında gerçekleştirdiği Küba Seyahati’ni anlatan ve 20. Ankara Film Festivali çerçevesinde gösterilen belgeseli seyrettim.
Nazım'ın Küba Seyahati (El Viaje de Nazım a Cuba)

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) ve Küba Sinema Sanatı ve Endüstrisi Enstitüsü (Instituto Cubano del Arte e Industria Cinematográficos, ICAIC) ortak olarak çekilen belgeselin benim açımdan en büyük sürprizi daha önce hiç duymadığım “Havana Röportajı” adlı şiirini, Nâzım’ın kendi sesinden dinlemek oldu.

Nazım'ın 1961 yılında Havana’da başlayıp, Moskova’da bitirdiği “Havana Röportajı”nın tam metnini bulabilirsem sizlerle de paylaşacağım mutlaka.

Bu arada, belgeseli görme imkanı bulabilirseniz mutlaka vakit ayırın derim.

Size bu arada, Türkiye-Küba ilişkileri hakkında minik bir Küba testi sunuyorum: (alıntı Ahmet Turhan AltınerTestus - Milliyet)

1 İstanbul’da Esenyurt’ta büstü bulunan, daha 16 yaşındayken sömürge hapishanelerine karşı çıkmış Küba ulusal kahramanı ve şair kimdir?
a. Ernesto Che Guevara
b. Fidel Castro Ruz
c. Jose Marti
d. Camilo Cienfuegos

2 Küba devrimini gerçekleştiren lider Fidel Castro, 1959’da kimi alaşağı edip iktidara gelmişti?
a. J.F. Kennedy
b. Fulgencio Batista
c. Augusto Pinochet
d. Manuel Noriega
3 Fidel Castro, 1996 yılında Türkiye’yi ziyareti sırasında basına verdiği mülakatlarda Atatürk hakkında “Devrimci Kemal Atatürk bizim esin kaynağımız oldu. 1919’da Anadolu’dan emperyalistleri atmak için Bandırma gemisiyle Samsun’a çıktı. Büyük bir zafer kazandı. Biz de tam 40 yıl sonra, ülkemizden faşistleri kovmak için ....... gemisiyle Havana’ya çıktık. Biz de zaferle kucaklaştık. Atatürk’e ve devrimlerine hayranım” demişti. Peki, ....... olarak bıraktığım geminin adı neydi?
a. Santa Maria
b. Victoria
c. Grandma
d. Maine
4 Fidel Castro “Ben de devrim gerçekleştirdim ama Atatürk’ün yaptıklarını yapamazdım” demiş ve bunu nasıl örneklemişti?
a. Türkler sağdan sola yazarken Harf Devrimi ile tam tersi yönde yazmaya başladı
b. Kıyafet Devrimi ve...
c. Medeni Kanun ile kadınlara getirilen statü çok önemliydi
d. Hepsi
5 Yeni Atatürk büstünün altında İspanyolca “Paz en el pais paz en el mundo” yazıyor. Ne demek?
a. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir
b. Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri
c. Bütün ümidim gençliktedir
d. Yurtta sulh cihanda sulh
6 Fidel Castro’nun 1996’da İstanbul’a gelerek konuşma yaptığı Habitat II Konferansı’nın hedefleri neydi?
a. Herkese yeterli konut
b. Sürdürülebilir yerleşimler
c. Mahalleden başlayarak sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi
d. Hepsi
7 Atatürk’ün Havana’nın Boyeros beldesinde 2003’te dikilmiş bir büstü daha bulunuyor. O parkta bir Türk’ün daha büstü var. Bir şaire ait. “Havana Röportajı” şiirinin yazarı bu şairimiz aşağıdakilerden hangisi?
a. Can Yücel
b. Ece Ayhan
c. Nâzım Hikmet Ran
d. Yahya Kemal Beyatlı
8 Nâzım Hikmet 1961’de ölümünden iki yıl önce Havana’ya niçin gitmişti?
a. Rumba, mambo, paçanga yapan sosyalistleri görmek için
b. Dünya Barış Konseyi dönem başkanı olarak Fidel Castro’ya barış ödülü vermek üzere
c. Devrimci şair Jose Marti heykelinin açılışına davetli olarak
d. Hepsi veya hiçbiri
9 Müzik tutkunu Havana’da bir parka adı verilmiş ve içine de heykeli dikilmiş, “Imagine” şarkısıyla Küba’da çok ünlü müzisyen kimdir?
a. Victor Jara
b. Edith Piaf
c. John Lennon
d. Julian Conrado

Yanıtlar: 1) c, 2) b, 3) c, 4) d, 5) d, 6) d, 7) c, 8) b, 9) c.
İlgili bağlantılar:

www.naziminkubaseyahati.net

http://www.nazimhikmetkulturmerkezi.org/

17.03.2009

"The War On Democracy" ve Son Mektup

"No hay nada tan poderoso como la idea cuya época ha llegado"

"There is nothing so powerful as an idea whose time has come"

"Zamanı gelmiş bir fikir kadar güçlü bir şey yoktur"

Victor Hugo

John Pilger’ın yazıp, yönetip ve sunduğu “The War on Democracy”i, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından idam edilen Ramazan Yukarıgöz’ün idamından önce ailesine yazdığı son mektubunun, 26 yıl sonra annesine teslim edildiği haberlerini okuduğumuz şu günlerde seyrettim.

2008 yapımı “War on Democracy”de ABD'nin, Latin Amerika'da “demokrasi” adına insan haklarını ihlal etmesi, demokrasiyle işbaşına gelmiş halktan gelen liderleri darbelerle devirmesi anlatılırken, John Pilger eski CIA şeflerini yüz yüze röportajlarıyla yerin dibine sokmuş.

İlgili bağlantılar:

http://www.johnpilger.com

http://www.imdb.com/title/tt1029172/

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=218499

15.03.2009

Man on Wire (Teldeki Adam)


Fransız ip cambazı Philippe Petit ip üzerindeki başarılarına bir yenisini eklemek ister. Yeni yapılan İkiz Kulelerin arasına ip gererek üzerinde yürümeyi kafasına koyar.

Fakat bunu illegal olarak gerçekleştirmek zorundadır. 1974 yılında sevgilisi ve arkadaşlarının desteği ile bu hayalini gerçekleştirir. Artık o bir kahraman ve medyatik suçludur.
Tüm zamanların en sanatsal suçunu ve Philippe Petit fenomenini anlatan müthiş bir belgesel. 2008′in en iyi filmleri arasında.

2009 !f İstanbul 'un açılış filmi olan (Teldeki Adam) bu hafta seyredilecek filmlerim arasında ilk sırada...

"Ne kadar gençmişler, ne kadar yakışıklı ve güzelmişler! Değişik ülkelerden (Fransa, ABD, Avustralya, vs.) ve kökenlerden gelen bu bir avuç insanı 1970'lerin başlarında birleştiren, 'çetenin lideri' sayılabilecek olan Philippe Petit'nin büyük tutkusu olmuş: İp cambazlığı. Ama öyle mahalledeki bir arsaya gerilmiş bir ip değil (ki aslında öyle başlamış olmalı!). Ama en ünlü yapıların tepesine, akıl almaz yüksekliklere ve nefes kesen mesafelere gerilmiş teller üzerinde dolaşmak... Paris'in Notre Dame kilisesindeki bir gösterinin ardından Philippe, New York'ta Manhattan'a dikilen İkiz Kuleler'in farkına varıyor. Proje aşamasından beri onu tahrik eden kuleler açılınca, Philippe'in saplantısı gelişiyor: İki kule arasına gerilecek bir ipin üzerinde NY göklerinde dolaşmak... Tüm ekip toparlanıyor ve Manhattan'a yerleşip tam sekiz ay çare arıyor, kafa patlatıyor, plan yapıyorlar. Philippe Petit, her tutkulu insan gibi bu düşünü elbette gerçekleştirecektir. Tümüyle gerçek olan bir olayı Petit'nin kaleminden anlatan bir kitaptan uyarlanmış olan bu film, bu yılki Oscar dahil çeşitli ödüller almış bir belgesel. Tüm ödüllerini hak ediyor ve bu türe onur kazandırıyor. Yönetmen Marsh hikâyeyi çok sevmiş, kitabı adeta yutmuş, belli. Gerçek kahramanların döneminde çekilmiş belgesel görüntüleriyle bugünkü olgun hallerini ustalıkla harman ediyor, öyküye bambaşka bir şiirsellik katıyor. Ve her şeyin ötesinde, birkaç nokta öne çıkıyor. Öncelikle insanoğlunun ne kadar farklı ve zengin yeteneklere sahip olabileceği ve bunların ne denli özgün tutkulara yol açabileceği... Sonra, bir şeye böylesine tutkuyla bağlanmanın başarıyı nasıl getireceği... Ve de hele genç çağlarda, ne olursa olsun bir ideal, bir amaç, bir hedef uğruna bir araya gelip mücadele etmenin güzelliği... Filmde İkiz Kuleler'in 2001'de yaşadığı faciaya da değiniliyor. Sahi, o kuleleri yıkan El Kaideciler de kuşkusuz bu filmdekine benzer uzun bir hazırlık yaptılar. Ama ideal arkadaşları ne derse desin, onlar tarihe korkunç bir kitlesel kıyımın gözü dönmüş teröristleri, binlerce kişinin kanıyla elleri kirlenmiş katilleri olarak geçtiler. Hangi çaba ve hangi tutku savunmaya değer gözüküyor?" A. Dorsay