Gazi Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazi Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.05.2012

Melçuk



Galatasaray orta sahası, Melçuk


Selçuk İnan'ın mütevaziliğini dün görmüştük, Lig TV muhabiri Selçuk İnan'a ısrarla bu sezonun en iyisi sensin dedirtmek istedi ama o kaçındı.

Çok doğru bir karakter Selçuk İnan, kazanmayı da kaybetmeyi de dozunda yaşayan.

Galatasaray'ın bu sezon en önemli özelliği bu oldu aslında, beraberinde  karakterli oyuncuları bünyesinde bulundurdu.

Geldik yine Mustafa Kemal'in o güzel sözüne, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim".

1.03.2012

ASIK VEYSEL'DEN MUSTAFA KEMAL ATATURK'E : Bunu hiçbirimize dinletmediler.



AĞIT


Ağlayalım Atatürk’e,
Bütün dünya kan ağladı.
Süleyman olmuştu mülke,
Geldi ecel, can ağladı.

Doğu, batı, cenup, şimal
Aman Tanrı bu nasıl hal?
Atatürk’e erdi zeval,
Memur, mebusan ağladı.

Atatürk’ün eserleri,
Söylenecek bundan geri,
Bütün dünyanın her yeri,
Ah çekti, vatan ağladı.

Fabrikalar icat etti,
Atalığın ispat etti,
Varlığın Türk’e terketti,
Döndü çarh, devran ağladı.

Bu ne kuvvet, bu ne kudret,
Varıdı bunda bir hikmet,
Bütün Türkler, İnönü İsmet,
Gözlerinden kan ağladı.

Tiren hattı, tayyareler.
Türkler giydi hep karalar,
Semerkant’la Buharalar,
İşitti her yan ağladı.

Siz sağ olun Türk gençleri,
Çalışanlar kalmaz geri,
Mareşal’in askerleri,
Ordular, teğmen ağladı.

Zannetme ağlayan gülmez,
Aslan yatağı boş kalmaz.
Yalınız gidenler gelmez;
Her gelen insan ağladı.

Uzatma Veysel bu sözü,
Dayanmaz herkesin özü,
Koruyalım yurdumuzu,
Dost değil, düşman ağladı.

Aşık Veysel ŞATIROĞLU

17.01.2012

Mustafa'm Halay Başı


Dolmabahçe, İstanbul
Gazi Mustafa Kemal, Dil Kurultayı sırasında verilen bir yemekli baloda halay çekerken (1936)

7.12.2011

Dün Akşamın Ardından



Derbi maçlarının havası her zaman farklı oluyor, ama Galatasaray'ın son haftalarda istikrarsız bir oyun sergilemesi, kanatlarımızın neredeyse hiç çalışmaması ve Hakan Balta faktörü nedeniyle dün akşam televizyonun karşısına pek de iç rahatlığıyla oturamadım doğrusu.

Bu nedenle, maç 3-0 oluncaya kadar bu maç bitti diyemedim. Ama maç sonunda genel tabloya bakarsanız, Fenerbahçe'nin sahadaki dünkü görüntüsüyle maçı kazanması hiç mümkün değildi. NTV'de Rıdvan maç sonunda Volkan, Caner ve Yobo'nun dışında herkese 10 üzerinden 1 verdi. Ben onu da vermezdim açıkçası.

3-0 öne geçince Kazım'ın şımarıklık yapmasından çok endişelendim, özellikle sağ kanatta maçın son bölümünde yaptığı ayak hareketlerinden gaza gelen seyircinin Kazım'ı da gaza getireceğinden korktum açıkçası. 3-0 aldığımız maçın ardından güzellikler yerine çirkinliklerden konuşulmasını istemedim aslında.

Zira, Mustafa Kemal'in dediği gibi, ben de sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim, Volkan'ın yaptığı o çirkin hareket spor hayatı değil ömrü boyunca onunla birlikte gidecek, onu takip edecektir, ama o çirkin hareketin seviyesine inmemek, ona gerekli yanıtı doğru ve düzeyli bir şekilde vermek gerekir, bir Galatasaraylıya da ancak bu yakışır... Tıpkı
Fatih Terim ve yönetici Abdürrahim Albayrak'ın maç sonu demeçlerinde olduğu gibi...

7.01.2011

15 bin km ötede Gazi Mustafa Kemal'i görEBİLmek

Şili'nin başkenti Santiago'da, Apoguindo Caddesi'nde, şehrin en güzel meydanlarının birine bakan Novigod Parkı'nda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk için yapılmış rölyef. Biz de bu jestin karşılığı olarak Kuğulu Parkın batısında kalan meydana Şili meydanı demişiz.Ne de güzel etmişiz...

Anıtta şöyle diyor: "Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, vatanının fedakar ve sadık hizmetkarı, benzeri olmayan kahraman, insanlık idealinin canlı emsali. Tüm hayatını Türk milletine vakfetmiş, milletine kendi ruhunu, ateşini vermiştir. Hatırası milletinin ruhunu ateşli tutan sönmez bir meşale olarak yaşamaktadır."

23.05.2009

Dün bir düş gördüm


Üç yıl önce kanlı Danıştay saldırısında öldürülen Yargıç Mustafa Yücel Özbilgin için, 17 Mayıs’ta Danıştay’da bir tören düzenlendi.

Törene, Özbilgin’in ailesi, yüksek yargı kurumlarının temsilcileri ile Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok da katıldı.

Danıştay 5. Daire Başkanı Salih Er’in törende yaptığı konuşma çok ses getirdi.

İşte o konuşma:

"Sayın Başkanlarım,

Sayın Başsavcılarım,

Sevgili meslektaşlarım,


Değerli konuklar...


Türban konusunda aldığı kararla, şeriatçı basının baş hedefi durumuna gelen Danıştay İkinci Dairesi’ne, 17 Mayıs günü yapılan silahlı saldırı, hepimizi derin bir acı ve kedere boğdu.


Yaşamını yitiren değerli üyemiz Mustafa Yücel Özbilgin ve saldırıya uğrayan Mustafa Birden, Kamuran Erbuğa, Ayfer Özdemir, Ayla Gönenç ve Ahmet Çobanoğlu ile beraber, o gün aynı binaya girdik. Danıştay ailesi yeni bir güne başlıyordu.

Cumhuriyetin yargıçları, birbirlerine günaydın deyip yerlerini aldılar. Çaylarını içiyorlardı, belki siz de gördünüz. Dosyaları tartışıyor, karar veriyorlardı; belki siz de gördünüz. Saatlerin 09.51’i gösterdiği anda, karanlık bir adam, Devletin egemenlik alanında, kurşunlarını hak ve adalete, hukukun üstünlüğüne sıkmaya başladı.

Mustafa’lar oradaydı; Kamuran, Ayfer, Ayla, Ahmet oradaydı.

Ayrılık, Mustafa'nın masanın üzerinde dirseğini dayadığı yerdeydi.

Sizler orada yoktunuz, ben de yoktum. Danıştay saldırıya uğramıştı. Ve Mustafa'nın gözleri, dumanlı dağ gölleri gibi kapandı ağır ağır.

Danıştay 141 yıllık bir kuruluş. Dile kolay, 141 yıl!

Bir kurumun 141 yıl yaşayabilmesi, toplumun gereksinimlerini karşılamasıyla olanaklı. Size Danıştay’ı tanıtmama gerek yok, siz zaten onu tanıyorsunuz. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, savunma hakk, hak arama özgürlüğü, sosyal güvenlik hakları, memur güvencesi, eşitlik konularında verdiği kararlarla tanıyorsunuz. Hukukun üstünlüğü inancının yerleşmesindeki, hukuk devletinin gelişip güçlendirilmesindeki çabaları ve katkıları sonucu toplumda kazandığı saygınlığı ile tanıyorsunuz. Anayasa’nın ikinci maddesinde anlatımını bulunan Cumhuriyetin niteliklerine sahip çıkmadaki kararllıığı ile tanıyorsunuz.

‘Neden Danıştay?’ sorusuna yanıt arıyorsanız, yanıtı yukarıda belirttiğim çerçevenin içinde saklıdır.

Türkiye'de türban sorunu yokken, bu konuyu kaşıya kaşıya günümüze taşıyanlar, bu saldırı karşısında bugün de düşünmelidirler.

Düşünerek ya da düşünmeden edilen sözlerin, kurulan tümcelerin sonunun nereye vardığını görerek, bir kez daha düşünmelidirler.

Yargı mensupları yerine ulemayı koyanlar, onlara danışarak hareket edenler, bulundukları makamın ağırlığını, sorumluluğunu duymaktan uzak olanlar, bugün yeniden düşünmelidirler.

Öte yandan, katilin geçmişi, söylemleri üzerinden sonuca varmayı yeterli görenler, bilgi kirliliği ve yönlendirmeler karşısında düşünce pencerelerini biraz daha aralamalıdırlar.

Mustafa'nın yitirilişi bizlere büyük bir acı verirken, diğer yandan hukukçuların kenetlenmesini sağladı. Bu duygu seli öncesi pek önemsenmeyen birlik ve beraberliğin yeniden tanımlanmasına ışık tuttu. Bu cinayeti her koşulda kınayan hukukçuların, artık tek derdi var: Karanlık noktaların aydınlatılması ve adaletin sağlanması.

Bizler, adalet ve hakkaniyet dağıtan yönetsel yargı çalışanlarıyız. Cumhuriyetin yargıçları ve savcılarıyız. En yüce değerlerimiz arasında yer alan adalet duygusu, vazgeçilmezlerimizin önündedir. Toplumda sarsılan adalet duygusunun, siyasal emeller doğrultusunda, korku salınarak yönlendirilmek, eritilmek istenen adalet duygusunun, mutlak gerçek yerini alacağına ben inanıyorum. Sizler de inanın. Şimdi gidip göreceğiz ki, Mustafa hepimizden çok inanıyor.

Dün bir düş gördüm

Ülkemin Başbakanı, Danıştay'a sahip çıkıyor, türban kararından sonra, “Bunlar bu gidişle evin içine de karışacaklar”, “Efendi, bu senin işin değil, Diyanetin işi.” “Yasamada, yürütmede bazı adımları atarız ama yargıdaki adımı bizim atmamız mümkün değil. Açık konuşuyorum, Danıştay'da birçok engelle karşı karşıyayız” diyenleri, hukukun üstünlüğünü tanımaya çağırıyordu.

Ülkemin Başbakanı, yargı kararlarına saygı duymayı herkesin içine sindirmesi gerektiğini söylüyor, “saldırganlığa zemin hazırlamamak için Başbakan nasıl konuşmalı”nın dersini veriyordu.

Ülkemin savcıları, insan onuruna sahip çıkıyorlar, soruşturmaların gizliliği konusunda büyük duyarlılık gösteriyorlardı. Sabahın erken saatlerinde evlerin arandığı, anlatımların yandaş basına aktarıldığı, Devlete yıllarca hizmet etmiş kişilerin gözaltına alınma sürecinde örselenmiş ruhların bırakıldığı, ceplerinde kalbi kırık ömürler ve tansiyon hapıyla dolaşmaların yaratıldığı dönemleri kınıyorlardı.

Geleceğin Türkiye’si soruşturmasının savcısı, insan onurunu güvence altına alan bütün kuralların, insan hakları kapsamında olduğunun dersini veriyordu.

Dün bir düş gördüm

Namusun, yalnızca kadınlarda bulunması gereken bir değer olmadığı; kadınlarımızın, genç kızlarımızın töre cinayetlerine kurban gitmediği; Güldünya’nın, Şemse’nin, nicelerinin adının soğuk mezar taşlarına yazılmadığı, pervasız esintili sabahlarda çocukların örselenmediği;

Irk, renk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet ya da cinsel yönelim ayrımının olmadığı; etnik ve kimlik baskısının yapılmadığı;

Yaşı bir gecede büyütülüp idam edilen gençlerin bulunmadığı, “asmayalım da besleyelim mi” diyenlerin devlet büyüğü muamelesi görmediği;

Borsanın, doların, silah, ilaç sanayinin, emperyal güçlerin egemen olmadığı;

Özelleştirme adı altında rant transferlerinin yapılmadığı, Cumhuriyetin özellikle son yıllarda elden çıkarılan kazanımlarının gerçek sahiplerine, halka döndürüldüğü;

Korku tünelinden özgürlüğün aydınlığına çıkan, sorunlarını demokratik parlamenter rejim içinde çözen, hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye gördüm.

Bu düş Obama’nın düşü değil, bizim düşümüz. Ulaşmak uzun soluklu olsa da, bu düşün gerçekleşeceğine ben inanıyorum. Biliyorum ki, sizler de inanıyorsunuz.

Şimdi, bu inancımızı bir kez daha paylaşmak üzere Anıtkabir’e, Mustafa Kemal'e gidelim.”

19.05.2009

Pes

"Org. Başbuğ: Doğum gününde anmak daha güzel Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda, “Atatürk Özel Anma Töreni” kapsamında “Doğumunun 128’inci Yıl Dönümü’nde Asker ve Devlet Adamı Atatürk” konulu panel düzenlendi.

Org. Başbuğ, panellerin ardından gazetecilerle sohbet etti. “Atatürk’ü anmak için neden 19 Mayıs’ın seçildiğinin” sorulması üzerine Başbuğ, “Niye bugün? 10 Kasım’da devlet töreni düzenleniyor. Atatürk’ü doğum gününde anmak daha güzel. Ölmediğini de gösteriyor. Bu nedenle 19 Mayıs’ta onu anmayı düşündük” yanıtını verdi."

Pes yani diyorum.

Gazeteciler soru sormak için soru sorunca böyle sorunlu oluyorlar işte.

Soruya bak “Atatürk’ü anmak için neden 19 Mayıs’ın seçildi?"

27.04.2009

Kozak Yaylasında Piknik

Az önce öğrendiğim çok ilginç ve duygu dolu bir hikayeyi tırnak içerisinde aktarıyorum:

“Kozak Yaylası Ayvalık ile Bergama arasında uzanan ve birkaç küçük köy dışında genellikle tapulu fıstık çamlıkları ve bağcılık yapılan tarım alanlarıyla kaplı, yer yer engebeli bir yapıda, geniş bir alan.

Doğa sevenlerin hoşlanacağı güzel suları ve piknik alanları olan bir yer olduğu söylendiği için 2008 yılı Ekim ayında pikniğe gittik. Ancak doğal güzellikten daha fazla hoşlandığım bir olaya tanık oldum. Issız sayılabilecek orman alanı içinde, yol kenarında M. Kemal Atatürk'ün heykelini bulmak ve hikâyesini öğrenmek beni sınırsız mutlu etti.

Bu sunuyu yukarıda anlattığım nedenle hazırladım.

Kısaca, Sühan Şen adlı bir doğasever yörede gezerken, yol kenarında büyükçe bir taş görünce oraya bir Atatürk heykelinin çok anlamlı olacağını düşünerek, yakındaki köyde arazinin sahibini bulmuş. Araziyi kendisine satmasını istemiş. Yücel Koray isimli arazi sahibi, “Araziyi ne yapacaksın?” diye sormuş. Amacını anlatınca, “Oraya heykel yapacaksan ben de araziyi satmam, arazisi benden olsun” diye cevap vermiş. Sonunda yakın zamanda vefat ettiği bilgisini aldığımız ünlü bir heykeltıraşa heykel yaptırılıp, heykel taşın üzerindeki yerine konmuş.

Heykelin çeşitli fotoğraflarını yukarıda bulabilirsiniz. Naili Özer”

23.04.2009

Bugün 23 Nisan

''Sizler, hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli değerli olduğunu düşünerek ona göre çalışınız. Sizden çok şeyler bekliyoruz.''

Mustafa KEMAL ATATÜRK