Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.05.2012

Oğlum Bak Git!


"Siz futbolcunun zeki ve çevik olanını seversiniz, ama  kefil olmanız için “bir” şey daha gerekiyor. O da Volkan’da eksik görünüyor". demiş Ercan Güven. 

Güzel de bir yazı yazmış, okursanız burada

19.08.2011

TV ve Siz


TV karşısında geçirdiğimiz her 1 saat ömrümüzden 20 dakika çalıyormuş, bu hesapla günde 3 saat TV karşısında geçirirseniz yaklaşık 2,5 yıl önce ölüyormuşsunuz.

British Journal of Sports Medicine’da çıkan bir araştırmaya göre TV izlemek obezite ya da sigara içmek kadar sağlık problemi yaratabiliyormuş. Hareketsizce oturmak ve yerinizden kalkmadığınız için de sağlıksız beslenmek de uzun süre TV izlemenin yarattığı diğer sorunlar...

Yarım saat TV = 1 Sigara

Araştırma, içilen bir sigaranın ömrü ortalama 11 dakika kısalttığına dikkat çekerek bunun yarım saat TV izlemek ile eşit etkiye sahip olduğunu belirtiyormuş.

The Lancet'te çıkan ve 1996-2008 yılları arasında 400 bin kişiyi kapsayan bir başka araştırmaya göreyse, her gün yapılan 15 dakika egzersiz ile ömrümüzü ortalama 3 yıl uzatmamız mümkünmüş.

Haftada en az 3 gün, 45'er dakika spor yapmaya çalışıyorum. Ömrüm uzar mı bilemem ama spor yaparak çok daha mutlu, huzurlu ve ruhsal açıdan sağlıklı olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim...

20.07.2011

kısa kısa...

Birleşik Arap Emirlikleri'nden bir futbolcunun dostluk maçında Ürdün'e karşı 5-2 öndeyken, topuğuyla attığı penaltıyı mutlaka görmüşsünüzdür. Bana pek bir hoş atraksiyon olarak gelse de, eşim "Yav, bu düpedüz rakibe haksızlık değil mi?" demişti. Haklı çıktı. Düşününce doğrusu ben de hak verdim kendisine, aynı hareketi yarı final maçında, maç penaltılara kalınca yap bakalım sıkıysa, yapar ve golünü de atarsan işte o zaman alkışlarım seni.

Az önce CNN verdi... BM Somali'nin güneyindeki bazı bölgelerde son 60 yılda görülen en şiddetli kuraklık nedeniyle kıtlık yaşanmakta olduğunu açıklamış. Somali'de yaklaşık 4 milyon insanın bu krizden etkilenebileceği düşünülüyormuş. Siz siz olun, tabağınızdaki yemeğin, dolabınızdaki içeceğin kıymetini iyi bilin, israf etmeyin...

14.06.2010

Düşük Tempo

TRT'nin Birinci Lig maçlarını yayınlandığı zamandan bu yana incilerini özlediğimiz LeventÖzçelik, Güney Afrika Dünya Kupası ile aramıza döndü. İtalya-Paraguay maçındaki düşük tempodan yakınırken: Vuvuzelalar bile bu akşam düşük tempoda çalıyor bu akşam...

11.06.2010

takvim

Marca müthiş bir takvim düzenlemiş. 'Kim hangi stadda, ne zaman, saat kaçta kiminle oynuyor?' sorusunun yanıtı fazlasıyla vermiş yaptıkları takvim. Darısı Canım Medyam'ın başına inşallah!!!

13.04.2010

16.03.2010

İyi ki varsınız Rüştü ve Uğur Meleke

Uğur Meleke'nin bugünkü (16 Mart) yazısından alıntıladığım aşağıdaki bölümü okumadan önce, bugün "post" ettiğim, aşağıda "Fark" başlıklı yazıdaki saptamayı okumanızı ve sindirmenizi rica ediyorum.
"Dünün saygı duyulacak esas adamıysa Rüştü Reçber'di. Futbolcusu, antrenörü ve hakemiyle Avrupa'nın eliti içine girmiş Türkiye'yi paçasından aşağı çeken en büyük problem: “erdem zafiyeti”... Hakemi ve rakibi aldatmanın âdiyattan sayıldığı, en basit taç atışında bile haksız kazanç sağlamaya çalışan ve yüzü hiç kızarmayan 500 küsür adamın yarıştığı Süper Lig’de böyle bir sporcu olduğu için çok şanslıyız.

30 senedir hemen her gece rüyamda Süper Lig’de futbol oynadığımı görürüm. Eğer rüyalarım 1 günlüğüne gerçek olsa ve bir seferliğine yeşil çime çıkma şansı bulsaydım; sizi temin ederim, Hagi gibi bir frikik, Rıdvan gibi bir çalım atmanın değil, Rüştü gibi topun kornere çıktığını itiraf etmenin gururunu yaşamak isterdim. İyi ki varsın Rüştü..."
Ben de iyi ki varsın Rüştü ve iyi ki varsın Uğur Meleke diyorum. Beşiktaş-Denizli maçını herkes yorumlar, ama pek az kimse maçın o atmosferi içerisinde, bir an yaşanan o anı fark edip, özümseyip ve önemseyip satırlara dökebilir. Fark'ı iyi farkettirdiniz Rüştü ve Uğur Meleke. Teşekkürler...

26.02.2010

30 saat kesintisiz futbol

26 Şubat Cuma:
20:00 Antalyaspor-Trabzonspor / Lig TV
21:30 Schalke 04-Dortmund / TRT 3

27 Şubat Cumartesi
13:30 Kocaelispor-Altay / D Spor
14:45 Chelsea-Man City / Spormax
14:00 Bursaspor-Sivasspor / Lig TV
16:30 Mainz-Bremen / TRT 3
17:00 Watford-Newcastle / Futbol Smart
19:00 Kayserispor-Beşiktaş / Lig TV
19:30 Stoke City-Arsenal / Spormax
19:30 Leverkusen-Köln / TRT 3
21:00 Tenerife-Real Madrid / NTV Spor
22:00 Montpellier-Rennes / Kanal A
23:00 Barcelona-Malaga / NTV Spor

28 Şubat Pazar
00:30 Santo Andre-Portuguesa / Spormax
13:30 Ajax-Ultrecht / Futbol Smart
13:30 Karabükspor-Konyaspor / D Spor
14:30 Rangers-Celtic / Euro Futbol
15:00 İstanbul BŞB-Fenerbahçe / Lig TV
15:00 Tottenham-Everton / Spormax
15:30 PSV-RKC Waaljik / Futbol Smart
16:00 Milan-Atalanta / NTV Spor
16:30 Hannover-Wolfsburg / TRT 3
17:00 Liverpool-Blackburn / Spormax
17:00 Aston Villa-Man United / Kanal A (Carling Cup Finali)
19:00 Galatasaray-Kasımpaşa / Lig TV
19:30 B.Munih-Hamburg / TRT 3
22:00 Santos-Corinthians / Spormax
22:00 PSG-Marseille / Kanal A
22:00 Atletico Madrid-Valencia / NTV Spor
22:15 Sporting Lizbon-Porto / Futbol Smart

22.02.2010

Hırvatların Türklere ilişkin Analizi

BEFORE CROATIA-TURKEY MATCH

Ten Things You Need To Know About The Turks

1. If a Turk at a football match tells you `Ananin amina kale kurar sabah aksam mac yaparim`, this means you were given an imaginative Turkish insult, i.e. `I will put goals in your mother`s cu** and play football all day long`. Quite suitable for football matches.

`Ananin amina cam dikerim, golgesinde seni sikerim trans` is yet another "tough" Turkish swear expression, meaning `I`ll send a small pine tree in your mother`s cu** and fu** in its shade`. Apart from vulgarity, the Turks can brag with the number of names morally challenged women (Kashar, Fahise, Kaltak, Kahpe, Orospu).

2. Gestures for `yes` and `no` can be rather confusing in Turkey: `yes` is achieved by raising -.-wikipedia.org-.-your head up, while`no` is achieved with an identical gesture while lifting your eyebrows and clicking your tongue at the same time.

3. Putting your index finger and thumb together in a circle does not mean `OK` in Turkey. In fact, you are calling the person a homosexual, which is exceptionally insulting to them.

4. It is not a rare site to see two men holding hands in Turkey, while walking down the street. This does not mean they are homosexuals, but very good friends. In addition, friends say hello by kissing each other on the cheek, regardless of what gender.

5. Turks `stare` at people more than the westerners are used to. If a Turk intensely stares at you, this does not mean he is ready to attack, he simply finds you interesting.

6. The gesture of placing your thumb between your index and middle finger is the most vulgar gesture known in Turkey.

7. A thumb up in the air represents hitchhiking, nothing else.

8. The hardest question to ask the Turks is whether they are European or Asian. If you do ask it, you can expect extensive essays on the country`s territory, history, mentality, customs…

9. You will have a hard time making friends with the Turkish football fans because, after the English, they are the most aggressive fans in the world (they have already spatted with the Swiss at this EURO competition).

10. If you manage to make friends with Turkish football fans, the most important thing you need to know is that the Turkish word for beer is `bira`.


http://www.javno.com/en-sports/ten-things-you-need-to-know-about-the-turks_157163

3.02.2010

Niğdespor'dan Yılın Bombası

A Ulusal Futbol Takımı ve Galatasaray'ın unutulmaz kalecilerinden Hayrettin Demirbaş, 47 yaşında tekrar yeşil sahalara dönmüş, futbolu bıraktıktan sonra kaleci antrenörü olarak çalışan Hayrettin, 51 Niğdespor'da oynamaya başlamış.

İşte Canım Medyam'ın atladığı o haber:

http://www.nigdemiz.com/haberdetay.asp?id=7292

ve bir Ercan Taner cümlesi, Hayrettin yapma Hayrettin! Hayrettinnn yapma!”...

Yapma Hayrettin! videosu için aşağıdaki linke tıklayınız:

16.12.2009

FIBA 2010 Dünya Erkekler Basketbol Şampiyonası Resmi Maskotu

Türkiye'de düzenlenecek olan FIBA 2010 Dünya Erkekler Basketbol Şampiyonasının resmi maskotu olarak Van Kedisi seçildi.

http://turkey2010.fiba.com/pages/tur/fe/10/fwc/men/v2/event-guide/mascot.asp

It is a Cat who no doubt is related to the Van Cat,hence he sometimes behaves a bit like a dog. But our cat is a special one because he represents the 2010 FIBA World Championship.

He is a very close relative of the Van Cat and therefore has a unique look. No one knows exactly where he really comes from because he is always all over Turkey, he likes to travel, which is why he will be following the Championship in all Host Cities. Like any Van Cat our Cat is Loyal, Loving and Intelligent.

29.06.2009

Leo Franco: "Firmé con un interventor y me voy en Champions"

El argentino abandona la Liga española siendo el arquero extranjero que más partidos suma a lo largo de su historia, 301

Jesús Hernández - 29/06/2009 03:00

Leo Franco se despide del Atlético siendo el quinto portero que más veces ha defendido su portería, 153. Leo Franco abandona la Liga española siendo el arquero extranjero que más partidos suma a lo largo de su historia, 301. Leo Franco se marcha a Estambul para ocupar el arco del Galatasaray las próximas tres temporadas. Antes, el argentino apura sus últimos días de asueto en Palma de Mallorca. Desde allí atiende a la llamada de MD para aceptar la entrevista que nunca hubiese querido hacer, la de su despedida de un club al que le ha ofrecido los últimos cinco años de su fútbol y al que le hubiese gustado seguir perteneciendo varios cursos más. Aún así, abandona sin levantar la voz, sin rencor alguno, agradecido, satisfecho y deseando volver a pisar algún día de nuevo el césped del Vicente Calderón.

Las lágrimas con las que entró al vestuario después de su último partido como colchonero denotan su pasión por el Atleti y que su deseo no era el de abandonar el club…

Ya sabía que era mi último partido en el Atlético. Aquellos días ya era consciente de que eran los últimos como rojiblanco. Entré muy emocionado al vestuario, es cierto. Se había conseguido el objetivo y me inundaba la satisfacción personal de irme observando que la gente estaba tranquila, dándome cuenta de que se habían conseguido los objetivos y que todo quedaba bien. Me emocioné bastante. Hubo alguna lágrima.

¿Cuándo tomó conciencia de que su futuro estaba lejos del Manzanares?

Tengo 32 años, suficientes como para darme cuenta de que dirección toman los caminos del club. Hacía tiempo que me había mentalizado que no iba a continuar. Traté de ser lo más profesional posible hasta el último momento, huir del protagonismo fuera del campo y serlo dentro del mismo. Estaba obsesionado con lograr el objetivo del club, que siempre está por encima de lo personal. Se termina el camino que empezamos cinco años atrás.

¿Qué poso le dejanestos cinco años como rojiblanco?

Valoro mucho estos cinco años que he pasado en el Atlético. Nunca olvidaré que firmé con un interventor presente y con los dirigentes pidiéndonos que nos clasificásemos para la UEFA como fuese. Me marcho con la satisfacción de ver que se ha producido un cambio real a nivel deportivo e institucional. Hemos conseguido clasificarnos tres veces seguidas para Europa, dos para la Champions.

¿Y cómo ha encajado la decisión del club de no hacer un esfuerzo por renovarlo?

Estaré siempre agradecido al Atlético y a su gente. No tengo nada que reprochar a nadie, simplemente no hubo un punto de encuentro en la negociación.

García Pitarch sí llegó a ofrecerle la renovación y le pidió una reunión antes de firmar por su nuevo club…

Entre el club y yo mantuvimos una negociación normal, sin discusiones, ni peleas, en la que no llegamos a un acuerdo. No quiero hacerme preguntas ni buscar respuestas. Esa reunión de la que hablas con Pitarch se produjo y fue para saludarnos, ambos sabíamos que mi futuro estaba lejos del Calderón. Fue para despedirnos después de tanto tiempo.

Tiene 32 años y una carrera dilatada. ¿Qué representa el Atlético para usted?

Aquí en España tengo dos equipos. El Mallorca y el Atlético me han calado. El club colchonero representa para mí un reto personal conseguido. Ayudé a devolver a la entidad la categoría que le correspondía y merecía.

No se veía en España con otra camiseta…

Debo reconocer que hubo muchos ofrecimientos llegados de clubs españoles, como también extranjeros. Yo rechazaba las ofertas que no me llamaban deportivamente, aunque tampoco me veía en España con otra camiseta.

¿Por qué el Galatasaray?

Porque cuando hablé con ellos lo primero que me espetaron fue que, exceptuando el Barcelona, el Porto y el propio Galatasaray eran los clubs que en más ediciones de la Champions habían participado.

Rijkaard será su nuevo técnico…

Su presencia también fue importante para decidirme. Es la segunda razón que me condujo al club turco. Que un entrenador que ha levantado una Champions haya firmado por esta entidad habla de la importancia y la seriedad del proyecto. Pude verlo y charlar con él cuando estuve en Estambul.

Esperemos que este año no, el Galataray jugará la UEFA, pero ¿se imagina ya enfrentándose al Atlético en la Champions?

Yo me imagino viendo los partidos del Atlético por televisión y yo jugando con el Galatasaray. Lo que tengo claro es que me encantaría volver a jugar en el Vicente Calderón. Aunque es cierto que me sentiría raro, no sabría a qué vestuario ir. Ojalá ocurra algún día.

¿Qué futuro le depara al club?

El club se ha habituado a estar en Europa jugando la Champions. El Atleti mantiene ahora la filosofía de un equipo obligado a pelear por los puestos de arriba. El club ha crecido y está muy asentado. Su futuro es alentador, aunque está claro que hoy no se puede competir con Real Madrid o Barcelona. Estos clubs compran lo que quieren y los demás no.

Le faltó levantar un título…

A mí me hubiera encantado haberlo hecho. Pero hay que ser realistas. No puedes ganar la Champions, o tienes muy pocas opciones de poder hacerlo; la Liga es muy difícil; y en la Copa depende de qué rival te toque, a nosotros no han echado los equipos que la han ganado los últimos años. Es difícil conseguir un título. En la Liga los equipos se han venido equilibrando durante estos últimos años, pero ahora el poderío económico de Barcelona y Real Madrid la ha vuelto a desequilibrar.

En el Galatasaray estará obligado a ganarlo todo…

Creía que su objetivo básico era clasificar al equipo para la Champions, pero ya me han dicho que no vale con eso, hay que ganar Liga y Copa. Hay que ganarlo todo y esote llama la atención y te motiva. Puede apagar ese fuego que llevo dentro, quiero títulos.

Concluye su ciclo en España habiéndose convertido en el arquero extranjero con más partidos de la Liga y el quinto con más duelos en el Atleti….

Me voy con esa referencia, algo muy importante. Ahora busco otros retos, pero estoy muy contento. El Atlético tuvo a Abel y Molina como grandes referentes en la portería y luego está un reducido grupo en el que me incluyo yo.

Abel seguirá siendo el técnico...

Me parece muy justo. Llegó en un momento titubeante del equipo y cumplió el objetivo. ¿Por qué no iba a continuar? Me parece perfecto el año que le dan.

http://www.elmundodeportivo.es/gen/20090629/53734360752/noticia/leo-franco-firme-con-un-interventor-y-me-voy-en-champions.html

28.06.2009

Sen de mi basketbolcu!

Sen de mi basketbolcu!

TAKOZ, Balyoz, Titrek, Kasap, Kibarcık, Ayıboğan ve hatta -affedersiniz- Ayı!

Saydıklarım futbolcu lakaplarıdır.

Peki ya basketbolcular?

Öv baba övelim: Magic, Doktor, Profesör...

Pazar akşamı, Euroleague kalitesinde süren Fenerbahçe Ülker-Efes Pilsen final serisinin beşinci maçını izliyorum.

Çok heyecanlı maç. Seri zaten 2-2.

Son saniyelerde hakem Fenerbahçe aleyhine sportmenlik dışı faul kararı veriyor.

Haliyle Fenerbahçe cephesi isyan/galeyan pozisyonu alıyor.

Buraya kadar her şey normal.

Fakat Mirsad ve Rasim işi abartıyor biraz.

İşin Fener veya Efes kısmında değilim.

Hatta kurallar kararı aklasa da Fenerbahçe'nin maçı böyle kaybetmesinin içime sinmediğini de belirtmeliyim.

* * *

Yine de...

Mirsad ve Rasim'in tane tane okunacak şekilde hakeme ana avrat sövmelerini, uçak gemisine jet indiren personel gibi el/kol hareketleri yapmalarını, masa hakemi pozisyonundaki hanımefendilerin bulunduğu masayı pavyon basan kabadayı gibi dağıtmalarını onaylamak mümkün değil.

Mirsad ve Rasim'in kendilerini daha sonra seyrettiklerinde manzaradan rahatsız olacaklarına eminim.

Alacakları ceza filan da detaydır.

Ama basketbol sporu ve basketbolcu imajına bu kadar zarar vermeye hakları yoktu.

Futbolcuların suçu ne o zaman?

Baltazar, Taşkafa, Betonarme, Öküz, Gobidik, Saksağan...

Affedin bizi abi ya!
Kanat Atkaya - 16 Haziran 2009

10.06.2009

Top Nerede?

Bulabilirseniz bulun bakalım!

Rijkaard ve Daum üzerine

Yılmaz Özdil'den son haftalardaki spor basını ve Daum üzerine güzel bir yazı.


Komedi...

5 Haziran, Cuma.
Gazetelere tek tek bakıyorum.
Başlıklar şöyle...
***
“Ramos tamam gibi.”
“Schuster tamam gibi.”
“Ersun Yanal tamam gibi.”
“Fatih Terim, Galatasaray’dan teklif gelirse, bu benim için gurur verici olur dedi.”
“Galatasaray’ın Hollandalı Adriaanse ile kesin olarak anlaştığı iddia edildi.”
“Ramos ve Schuster olmadı, Galatasaray yönetimi Ersun Yanal seçeneği üzerinde duruyor.”
“Ersun Yanal ağır basıyor, bugün masaya oturulması sürpriz olmaz.”
“Adnan Polat’ın bugün Fatih Terim’le buluşması bekleniyor.”
“Taraftar Ersun Yanal’a tepki gösterince, Adnan Polat yeniden Ramos’a yöneldi.”
“Galatasaray mutlu sona ulaştı, Madrid’te Schuster’le el sıkışan Adnan Polat telefonla yönetimine müjdeyi verdi, büyük sevinç yaşandı.”
“Cimbom Ramos’u bekliyor.”
“Ersun Yanal her an imzalayabilir.”
“Schuster her an imzalayabilir.”
***
5 Haziran, Cuma.
Aynı gün.
Saat 18.00...
***
“Rijkaard İstanbul’da, imza attı!”
***
Gerçekleri tarih yazar... Bizim basın, tarih diye yazsa yazsa anca fıkra yazar.


Umut ışığı

Sene 1993...
Daum, Beşiktaş’a geldi.
“Niye geldin?” diye sordular...
Şu cevabı verdi:
“Bazen çok daralırsınız. Hayat üstünüze üstünüze gelir... Ya tamam, ya devam demek için fazla zamanınız olmadığını düşünürsünüz... Bir umut ışığı ararsınız. Gökyüzüne bakar ve bir yıldız görürsünüz. Onun peşine takılır gidersiniz. Benim için Beşiktaş da, işte o yıldız gibiydi.”
***
Sene 2009...
Daum, Fenerbahçe’ye geldi.
“Niye geldin?” diye sordular...
Yine “zaman”dan bahsetti.
Yine “umut”tan bahsetti.
Ama “yıldız”dan bahsetmedi.
Şöyle dedi:
“Büyük kulüplerin taraftarı sabırsızdır, umut istemez, başarı ister... Bildiğim tek şey, Fenerbahçe’nin zamanının olmadığıdır!”
***
Yani?
***
Sanırım şunu demek istedi Daum.
***
“Bazen çok daralırsınız. Hayat üstünüze üstünüze gelir... Ya tamam, ya devam demek için fazla zamanınız olmadığını düşünürsünüz... Bir umut ışığı ararsınız. Gökyüzüne bakar ve bir yıldız görürsünüz. Onun peşine takılır gidersiniz. İşte ben de, Fenerbahçe için o yıldız gibiyim.”