10.04.2009

Wolke 9





“Wolke 9″u dün seyrettim.



Inge 69 yaşındadır. Son 30 yıldır 80 yaşındaki Werner ile birliktedir. En çok birlikte yapmayı sevdikleri şey trenle seyahat etmektir. Gidecekleri yeri son anda Werner seçer. Inge nereye gidileceğini bilmez. Tek bildiği Werner ile seyahat edecek olduğudur. Birgün Inge gidilecek yeri kendisi seçer, üstelik bu seyahatte bu kere yanında Werner olmayacaktır.



Film hakkında İnternet'te kısa bir araştırma yapacak olursanız, "Doğu Almanya kökenli yönetmen Andreas Dresen’in Almanya’daki yaşlı insanların seks hayatını konu alan “Wolke 9″ filmi ülkede büyük tartışmaya neden oldu", "Almanya’da yaşlıların seks hayatını konu alan "Wolke 9" isimli film, yaşlı nüfusun giderek arttığı ülkede büyük tartışma yarattı." gibi sığ cümlelerle (yorum veya eleştiri diyemeyeceğim bunlara) karşılaşmanız oldukça olası.



Alman yönetmen bu filmle birçok şeyi sorgulamanıza neden olacak, ama filmi seyrettikten sonra sorgulayacağınız en son şey eminim "yaşlı insanların seks hayatı olacaktır". Zira kendisiyle yapılan röportajda şöyle demiş yönetmen, "Bu film esasen bir aşk filmi, seks değil".



Bu garip cümleleri okuyunca, aklıma haberlerde gördüğüm Irreversible filmini yarıda bırakıp çıkan ve "öğğk dayanamadım valla" tarzında laflar geveleyen insanlarımız geldi. Irreversible'da Gaspar Noe'nin yaptığı gibi, Wolke 9'da da Andreas Dresen’in filminin ilk bölümüyle sizin sinema tutkunuzu, dünyaya bakış açınızı, değer yargılarınızı sınadığını düşünüyorum. Ancak bu testi başarıyla geçtiğiniz takdirde, filmin ve sinemanın eşsiz tadını alabilecek, aksi halde Irreversible'dan yarıda çıkan yığınların arasında yerinizi alacaksınız.



Son olarak, filmin adını biraz araştırdığımda "Film adını, John Lennon'un Cloud 9 adlı şarkısından almıştır"ın ötesinde bir bilgiye rastlamadım. Hatta bu yanlış bilginin üzerine Canım Medyam hiç araştırmadan atlamış. İyi ama Lennon'un böyle bir şarkısı yok ki... Meğerse Lennon'un "Nobody Loves You" adlı şarkısında geçen "nobody sees you when you're on cloud nine" dizesi vermiş filme adını. Bu Andreas Dresen’in en sevdiği şarkıymış zira.




Filmin Resmi Sitesi için burayı tıklayın



Yönetmenle röportaj için burayı tıklayın



İyi seyirler...

Kemal Sunal


Yıl 1967. Elimdeki körüklü 9x12 makinamla arkasına takılan 6x9 rol film şasemi alıp çağrılı olarak İstanbul Aksarayda Ulvi Uraz ustanın çalıştırdığı Opera tiyatrosuna gittim. Tahminen 20-30 kadar amatör genç prova yapıyorlardı. Sahne arkasına siyah bir perde gerdim ve fotoğraf çekimi için bir yer oluşturdum. Prova arasında bana gelip tiyatronun fuayesine asılmak için çektirecekleri fotoğraflar için poz verdiler. Bunların içinde Kemal Sunal, Perran Kutman, Şemsi İnkaya, Aykut Oray, Savaş Yurttaş, Nur İnsel, Güror Gökçe ve başkaları da vardı. Bu fotoğraflar tiyatro oyunlarını ve oyuncularını tanıtan PASAV isimli tıyatro dergisinde yayınlandı. YIL –4 SAYI 18 EKİM 1967 (derginin orijinali Balıkesir fotoğraf müzemizdedir).
Ahmet Esmer

Status Quo - In the Army Now

Sene 1986.

12 yaşındayım.

Bebeklik ve ilk gençlik dönemi TRT-3 ve Polis Radyosu'yla geçmişken, yaz tatilinde teyzemin oğlu Hakan'la keşfediyorum Rock'ı. Poison'u, Def Leppard'ı, Status Quo'yu...

İçimde birşeyler kıpırdıyor...

Şarkının videosu için :
Status Quo - In the Army Now

Hor Görme Garibi

1972 tarihli Erkin Koray ve Ter ortak çalışması...

Çok başarılı cover'ı dinlemek için
Alkışlarla Yaşıyorum

1972 yılında kaydedildiğini unutmayın...

Ajda Pekkan - Dert Bende Derman Sende

Ajda Pekkan tarafından 70'lerde meşhur edilen Dert Bende Derman Sende'sini, Reha Erdem'in Hayat Var'ında Orhan Gencebay ve Mine Koşan'dan dinliyoruz...

Hayat Var'ı hala izlemediyseniz kaçırmayın derim...

Erman


Fatih-Turgay

1981-82 yılları. İstanbul'da sıkıyönetim var, Ömer Albay zamanı. Haftasonu İnönü stadında bir lig maçı Galatasaray, Eskişehirsporu konuk ediyor. Stad dolu, seyircide endişeli ve gergin bir bekleyiş, çıkış tüneli ağızında takım göründü. Saha kenarında kurban kesildi, oyuncular kurbanın üzerinden atladılar, alınlarına kan sürüldü... Çok kritik bir hafta ligin sonu görünmüş Galatasaray futbol takımı puan cetveli sıralamasında sondan dördüncü!. Bu maçıda kaybederse küme düşme potasına girecek. Tüm fotomuhabirleri GS'nin atacağı golü fotoğraflamak için Eskişehir kalesi arkasında bende ters kalede idim. İlk devre skoru Eskişehir 2, Galatasaray 0, devre arasına bu skorla başlar önde gidildi. Seyirci şokta, suspus olmuş, kimsenin ağzını bıçak açmıyor, hava soğuk tembel bir kış güneşi var ve ikinci devre başladı. Antrönör sorunu yaşayan Galatasaray'ı son olarak Turgay Şeren çalıştırıyor. Fatih Terim takım kaptanı, defansın bel kemiği, ABD'nin Cosmos takımından transfer edilen yumruk show ile ünlü sarışın defans elemanı Güngör'ü ileri gönderiyor, forvete yardım etsin diye. Turgay Şeren çıldırıyor sacını başını yoluyor, taç çizgisi kenarına kadar gelip avazı çıktığı kadar bağırıyor "Güngör geri gellll" diye.

Güngör şaşkın geri mi gelsin ileride mi kalsın, takımla son 35 dakikaya 2-0 mağlup girilmiş. Gol fotoğrafı çekmeyi bir yana bırakıp geldim GS kulübesi önüne. Fatih, Güngör'ü ileri gönderdikçe, Turgay 3. Golü yeme korkusu ile geri çağırıyor, sürtüşme var. Fatih, Turgay hocaya en sonun da bağırmaya başlıyor " KARIŞMA HOCAM SEN " dönüyor Güngör'e git ileri diyor. Önce 2-1 bir korner bir kafa 2-2 Turgay Şeren ağlıyor gözler kıpkırmızı.

quoted from:
http://alkislarlayasiyorum.com