
23.03.2012
22.03.2012
Kıskanılası Basit Zevklere Sahip Olup da Mutlu Olabilmek
Ferrarisini Satan Bilge kitabını okumadım, ama kitap hakkında o kadar çok şey söylendi ve "ana akım medyada" o kadar çok atıfta bulunuldu ki, Çember Sokağın bize göre alt nesillerinden çıkan düşünce insanlarından Erkan Dikmen'in şu satırları sanki bu kitabı çağrıştırdı bende.
"Ne güzel cahildik;
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…...
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışverişmerkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…İçeride kanaat…İçeride huzur…
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma günümüz dizilerinin ve filmlerinin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, kapitalizm…
Kimin umurunda…Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk…"
"Ne güzel cahildik;
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…...
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışverişmerkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…
Dışarıda kar…İçeride kanaat…İçeride huzur…
Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma günümüz dizilerinin ve filmlerinin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı… Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar…İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, kapitalizm…
Kimin umurunda…Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk…"
Bu satırları birkaç kez okuduktan sonra basit zevkleri olan insanların hayattan çok daha fazla zevk alabilecekleri, yaşamaktan çok daha fazla mutlu olabileceklerini düşündüm birkaç kez.
Kimbilir belki de "elit" ve/veya "pahalı" zevkleri tadan/istediği an tatma imkanı olabilen kimseler, içlerindeki basit zevklerden mutlu olabilme potansiyelini koruduğu oranda mutlu olabiliyordur veya tam tersi.
Dilerim basit zevklerden aldığınız kıskanılası mutluluğunuz bir ömür boyu sürer.
21.03.2012
miş miş


Hasan Şaş, Fenerbahçe maçında sinirlendiği için yedek kulübesine attığı yumruk sonrasında eli kanayınca, elindeki kanı Fener ceza alabilsin diye alnına sürüvermiş.
Fenerbahçe yönetimi Hasan Şaş'ın görüntülerinin elinde iddia olduğu edilen yayımcı kuruluş Lig TV'ye başvurmuş.
Fenerbahçe yönetiminin, Şaş'ın elindeki kanı alnına sürdüğü görüntüleri yayınlaması için Lig TV'ye yoğun baskı yaptığı iddia edilmiş.
Konuyla ilgili suskunluğunu koruyan Lig TV'nin Fenerbahçe'nin talebine olumlu yanıt vermediği öğrenilmiş.
miş miş miş de miş miş
bu iddialar üzerine Fenerbahçeli taraftalar protesto için alınlarına yara bandı takmışlar.
miş mişe gerek yok, Elmander'in sahada Yobo'dan yediği bariz dirsekle açılan kaşının ve sonrasının hali ortada.
bence miş mişçi Fenerbahçeliler alınlarına bant takacaklarına kafalarına kesekağıdı taksınlar.
Fenerbahçe yönetimi Hasan Şaş'ın görüntülerinin elinde iddia olduğu edilen yayımcı kuruluş Lig TV'ye başvurmuş.
Fenerbahçe yönetiminin, Şaş'ın elindeki kanı alnına sürdüğü görüntüleri yayınlaması için Lig TV'ye yoğun baskı yaptığı iddia edilmiş.
Konuyla ilgili suskunluğunu koruyan Lig TV'nin Fenerbahçe'nin talebine olumlu yanıt vermediği öğrenilmiş.
miş miş miş de miş miş
bu iddialar üzerine Fenerbahçeli taraftalar protesto için alınlarına yara bandı takmışlar.
miş mişe gerek yok, Elmander'in sahada Yobo'dan yediği bariz dirsekle açılan kaşının ve sonrasının hali ortada.
bence miş mişçi Fenerbahçeliler alınlarına bant takacaklarına kafalarına kesekağıdı taksınlar.
20.03.2012
15.03.2012
14.03.2012
Ankara

KEŞANLI Ali Destanı oyununun gösterimi için Ankara'ya gelen Kayhan Yıldızoğlu, Hürriyet’in sorularını yanıtladı.
Uzun yıllar Ankara'da yaşadığını belirten oyuncu Kayhan Yıldızoğlu o günleri şu sözlerle anlatmış:
“Gençliğim Ankara'da geçti. Bu nedenle bu kente dair yüzlerce anım var. Fakat, bu gelişimde o anılarıma dair en ufak bir kırıntı bile bulamadım. Şehir o kadar çok değişmiş ki, betonlaşma anılarımı da yok etmiş. Kentin yapısı bozulmuş, kenti asi ve hüzünlü bir grilik kaplamış. Kavaklıdere’ye gitmeye korktum. Oranın da değiştiğini görmek benim için büyük bir yıkım olacaktı. Ankara artık eski Ankara değil.
Ankara'da bulunduğum dönemde, kültür ve sanata büyük önem veriliyordu. Cumhuriyet Senfoni Orkestrası kuruldu, devlet tiyatrolarında önemli baş yapıtlar sergileniyordu. Hafta sonlarında dostlarımızın evinde toplanır, senfonileri dinler, sanatsal sohbetler gerçekleştirirdik. Yoğun bir kültür birikimi vardı. Şimdilerde ise, her şey değişti sanata ve yaşama, basitlik ve yüzeysellik hakim olmaya başladı.”
Uzun yıllar Ankara'da yaşadığını belirten oyuncu Kayhan Yıldızoğlu o günleri şu sözlerle anlatmış:
“Gençliğim Ankara'da geçti. Bu nedenle bu kente dair yüzlerce anım var. Fakat, bu gelişimde o anılarıma dair en ufak bir kırıntı bile bulamadım. Şehir o kadar çok değişmiş ki, betonlaşma anılarımı da yok etmiş. Kentin yapısı bozulmuş, kenti asi ve hüzünlü bir grilik kaplamış. Kavaklıdere’ye gitmeye korktum. Oranın da değiştiğini görmek benim için büyük bir yıkım olacaktı. Ankara artık eski Ankara değil.
Ankara'da bulunduğum dönemde, kültür ve sanata büyük önem veriliyordu. Cumhuriyet Senfoni Orkestrası kuruldu, devlet tiyatrolarında önemli baş yapıtlar sergileniyordu. Hafta sonlarında dostlarımızın evinde toplanır, senfonileri dinler, sanatsal sohbetler gerçekleştirirdik. Yoğun bir kültür birikimi vardı. Şimdilerde ise, her şey değişti sanata ve yaşama, basitlik ve yüzeysellik hakim olmaya başladı.”
Kaydol:
Yorumlar (Atom)






